Ekim
2026

Türkiye’nin Rusya-Ukrayna Savaşındaki Rolünün Arabuluculuk Kuramı Perspektifinden Analizi, İsmail Burkan ADIŞANLI

27.10.2026

Türkiye Soğuk Savaş bittiğinden beri benimsediği çok taraflı ve proaktif dış politika yaklaşımıyla birlikte gücünü, nüfuzunu ve etkisini artırmayı amaçlamakta. Türkiye’nin bu amacına yönelik olacak şekilde bölgesel krizlerde arabuluculuk rolü üstlenmekten geri durmadığını görüyoruz. Bu bağlamda Karadeniz’in öbür ucunda cereyan eden Rusya-Ukrayna Savaşı Türkiye’nin arabuluculuk kapasitesinin ve diplomatik esnekliğinin ön plana çıktığı bir örnek olarak değerlendirilebilir. Çalışmamda ele alacağım bu vaka ile Türkiye'nin arabuluculuk faaliyetlerini güç ve nüfuz elde etme stratejisi açısından değerlendireceğim.

Bu değerlendirmeyi yaparken William Zartman’ın arabuluculuk kuramından yararlanacağım. Bu teoriyi kullanma sebebim, Türkiye’nin bölgesel krizlerdeki girişimlerini sadece idealist barış çabaları gibi değil, güç ve nüfuz gibi çıkarların korunma çabasının da olduğu bir perspektiften analiz etmeye imkan tanımasıdır. Yazımda öncelikle teoriyi açıklayacağım ve ardından kronolojik olarak Türkiye’nin söz konusu savaştaki arabuluculuk faaliyetlerini inceleyeceğim. 

William Zartman’ın Arabuluculuk Kuramı

Zartman’a göre müzakere, tarafların güç mücadelesi veya ödün verme sürecinden öte, zıt pozisyonlarını ortak bir karara dönüştürdükleri dinamik ve kazan-kazan odaklı bir süreçtir (Zartman, 2008, s. 2, 37, 54). Başarılı müzakereler, tarafların uzlaşabileceği bir “formül” ile başlar ve detaylar tartışılır (Zartman, 2008, s. 4). Sürecin başlaması için çatışmanın taraflar açısından acı verici bir çıkmaza (Mutually Hurting Stalemate) ulaşması gerekir (Zartman, 2008, s. 7). Adalet arayışı ve güç kullanımı, müzakerelerin ilerlemesinde belirleyici rol oynar; arabulucular ise iletişim, çözüm önerme ve güç kullanımıyla tarafları anlaşmaya yönlendirir (Zartman, 2008, s. 69-70, 84).

Zartman’a göre uluslararası arabuluculuk, çatışmaların güç dinamikleri ve taraf çıkarları anlaşılmadan yürütülemez; doğrudan güç kullanımına dayanmayan, üçüncü taraf müdahalesiyle ilerleyen dinamik bir süreçtir. Arabuluculuk salt idealist bir barış çabası değil, devletlerin ve kurumların kendi çıkarlarını, güç politikalarını ve stratejik hedeflerini gözettiği katalize edilmiş bir müzakeredir (Zartman, 2008, s. 7, 155). Zartman, arabulucuların motivasyonlarını, rollerini, zamanlamasını ve gücünü realist-pragmatik bir çerçevede analiz eder. Devletler ve süper güçler sürece savunmacı veya proaktif yaklaşımla dâhil olur; 2 savunmacı yaklaşım, bölgesel dengeyi korumayı, proaktif yaklaşım ise nüfuz ve kalıcı rol elde etmeyi hedefler. Devlet dışı aktörler ve uluslararası örgütler de barışı koruma ve saygınlık kazanma motivasyonlarıyla sürece katılır (Zartman, 2008, s. 156-160).

Arabulucunun tarafsızlığı genellikle yanlış yorumlanır; kritik olan taraflara istedikleri sonucu sağlama kapasitesidir (Zartman, 2008, s. 161). Zartman’a göre, başarılı arabuluculuk ancak tarafların tek başlarına kazanamayacaklarını fark ettiği Karşılıklı Zarar Veren Çıkmaz ile mümkündür. Çatışmanın olası felaket senaryolarına sürüklendiği algısı (Precipice) da tarafların uzlaşmaya yönlendirilmesinde önemli bir araçtır. Arabulucular, iletişimci, formülleştirici ve manipülatör rollerini üstlenir; iletişimi yeniden açar, çözümler üretir ve tarafları anlaşmaya yönlendirir (Zartman, 2008, s. 164-165). Güçleri, tarafların çözüm ihtiyacına ve sürece bağımlılığına dayanır; elinde ikna, taviz, süreci sonlandırma, alternatifleri sınırlama, tarafları mahrum bırakma ve yan ödemeler gibi kaldıraçlar vardır (Zartman, 2008, s. 167). 

Sonuç olarak, Zartman’a göre arabulucular, çatışmaları yalnızca yumuşatma amacıyla değil, güç ve çıkar dengelerini yöneterek tarafları anlaşmaya yönlendiren stratejik aktörlerdir. Arabuluculuk, tarafların kendi başlarına bulamadığı çözümleri sağlayan, zamanlamaya, güç kullanımına ve etik dengeye duyarlı bir müzakere mekanizması olarak uluslararası çatışmalarda merkezi rol oynar (Zartman, 2008, s. 172-173). 

Rusya-Ukrayna Savaşı ve Türkiye

24 Şubat 2022’de patlak veren Rusya-Ukrayna Savaşı henüz sona ermiş olmasa da Türkiye’nin bu savaşta arabuluculuk konusunda çeşitli kazanımları olmuştur. Türkiye’nin bir tarafın arkasında net şekilde durmamasına rağmen savaşın barışçıl yollarla sonlanması için izlediği aktif dış politikasından ötürü Türkiye taraflar nezdinde güvenilir bir üçüncü kişi konumuna sahiptir. Savaş, ülkemizin hemen yanı başında yaşanmaktadır; bu nedenle Karadeniz ve Boğazlar üzerinden Türkiye’nin ulusal güvenliğinin tehlikeye girmesi olasılığı bulunmaktadır. Ayrıca ekonomik yaptırımlar enerji ve gıda krizleri yaratarak doğrudan Türkiye ekonomisini etkilemektedir ve savaş nedeniyle büyük bir göç dalgasının Türkiye üzerinden geçme ihtimali bulunmaktadır. Tüm bu etkenler, Türkiye’nin bölgede istikrarı sağlama çabasının en önemli nedenlerini oluşturmaktadır (Yumuşak, 2023, s. 189). Bu dönemde iki önemli diplomatik temas dikkat çekmektedir.

Antalya Diplomasi Forumu ve İstanbul Dolmabahçe Müzakereleri

Antalya Diplomasi Forumu sayesinde taraflar savaşın başlamasından sonra ilk kez dışişleri bakanları düzeyinde bir araya gelmiştir ve bu görüşmede dönemin dışişleri bakanı Mevlüt Çavuşoğlu da yer alarak müzakerelerde katalizör bir rol üstlenmiştir (Yumuşak, 2023, s. 183, 188). Türkiye’nin bu eylemi Zartman’ın katalize edilmiş müzakere fikrine çok uygundur (Zartman, 2008, s. 173) çünkü çatışan tarafların kendi iç dinamikleri ve husumetleri nedeniyle doğrudan masaya oturmaması durumunda Türkiye’nin bu girişimi süreci hızlandıran ve mümkün kılan bir işlev görmüştür. Buna ek olarak Antalya Diplomasi Forumu'nun ardından taraf heyetleri İstanbul Dolmabahçe Sarayı’nda bir araya getirilmiştir. Ancak Türkiye burada sadece bir müzakere ortamı oluşturmuş, görüşmelere bizzat katılıp bir çözüm önerisinde bulunmamıştır (Yumuşak, 2023, s. 183, 188). Zartman’a göre arabulucular üç farklı rol üstlenebilirler: iletişimci, formülleştirici ve manipülatör (Zartman, 2008, s. 165-166). Bu durum da tam bir iletişimci rolü örneğidir, Türkiye Dolmabahçe’de sadece köprü görevi görmüş ve pasif bir kanal olarak iletişimin sağlanmasına yardımcı olmuştur.

Tahıl Koridoru Antlaşması ve Esir Takası

Türkiye'nin yürüttüğü bu süreç, sadece tarafları masa başında buluşturmakla kalmamış; aynı zamanda küresel gıda güvenliğini tehdit eden riskleri minimize eden Tahıl Koridoru Anlaşması ve esir değişimi gibi somut insani kazanımlarla sonuçlanmıştır (Yumuşak, 2023, s. 178, 183). Bu durum, Ankara'nın çatışma dinamikleri içinde üstlendiği kolaylaştırıcı rolün, küresel tedarik zincirinin korunması noktasında ne denli kritik bir işlev gördüğünü kanıtlamaktadır. Zartman’ın kuramına göre devletler arabuluculuk sürecine salt idealist barış arzularıyla değil, kendi pragmatik çıkarlarını korumak için dâhil olurlar; bu motivasyonlar savunmacı ve saldırgan olarak ikiye ayrılır (Zartman, 2008, s. 156-158). Tahıl Koridoru Anlaşması Türkiye’nin savunmacı ve saldırgan çıkarlarının bir arada olduğu bir örnektir. Türkiye’nin savunmacı motivasyonu Karadeniz'deki bir kilitlenmenin kendi ekonomisini, bölgesel güvenliğini ve küresel tedarik zincirini vurmasını engellemek iken saldırgan motivasyonu ise bu küresel krizi çözen aktör olarak uluslararası prestij kazanmayı ve her iki tarafın (ve uluslararası toplumun) minnettarlığını elde ederek bölgedeki rolünü pekiştirmektir.

Hakan Fidan’ın Moskova Ziyareti

27 Mayıs 2025’te Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Moskova’yı ziyaret ederek meslektaşı Sergey Lavrov ile bir araya gelmiştir. Görüşmede öncelikli olarak Rusya-Ukrayna Savaşı ele alınmış ve Türkiye bir kez daha arabuluculuk rolünü üstlenmeye hazır olduğunu, tüm taraflara desteğini sunacağını vurgulamıştır. Ayrıca Türkiye, müzakerelerin ateşkese ve kalıcı barışa dönüşmesini desteklediğini vurgulamıştır (Anadolu Ajansı, 2025). Zartman, müzakerelerde iki farklı formül türünden bahseder. Sadece ateşkes sağlamaya çalışan “uzlaşıcı formül” ve çatışmanın temel nedenlerini çözerek kalıcı barışı sağlamaya çalışan “çözümleyici formül”. Türkiye'nin bu açıklaması sadece negatif barışla yetinmeyip kalıcı barışı destekleyerek sürecin çökmemesi için teorik olarak gerekli olan “çekici gücün” inşa edilmesine yönelik bir adımdır (Zartman, 2008, s. 232, 235-236). 

Buna ek olarak Türkiye Karadeniz’de seyrüsefer güvenliği ile enerji konularında koordinasyonun sürdürüldüğünü belirtmiştir (Anadolu Ajansı, 2025). Bu durumda da aynı tahıl koridorunda olduğu gibi Türkiye bir yandan çatışmayı kendi ekonomisine zarar vermesini engellemeye yönelik olacak şekilde savunmacı bir motivasyona sahipken bir yandan bölgesel nüfuzunu ve saygınlığını artırma amacıyla saldırgan bir motivasyona sahiptir (Zartman, 2008, s.156-158). Fidan’ın bu tutumuna karşı Lavrov ise Türkiye’nin arabuluculuğunu, pozitif sonuçların elde edilmesine katkı sağlayan bir girişim olarak değerlendirmiş ve Ukrayna ile müzakerelerin ikinci turunun İstanbul’da yapılabileceğini ifade etmiştir (Anadolu Ajansı, 2025). Zartman’ın kuramında arabulucunun kabul görmesi, onun mutlak tarafsızlığına değil; taraflara istedikleri kabul edilebilir sonucu sağlama kapasitesine bağlıdır (Zartman, 2008, s. 161). Rusya'nın Türkiye'yi arabulucu olarak kabul etmesinin ardındaki temel rasyonel neden, Türkiye'nin "tarafsız bir melek" olması değil; Lavrov'un da belirttiği gibi, pragmatik anlamda "pozitif sonuçlar" üretebilecek ve Rusya'nın çıkarlarına bütünüyle ters düşmeyecek bir diplomasi kanalı sunabilmesidir. 

Hakan Fidan’ın Kiev Ziyareti

Bu görüşmenin hemen ardından Hakan Fidan Kiev’de Zelenski tarafından kabul edilmiştir. Türkiye Moskova’da belirttiği pek çok şeyi yinelemiştir (barışın sağlanması ve diplomasi sürecine katkı sunma kararlılığı, Türkiye’nin görüşmelere ev sahipliği yapmaya hazır olduğu ve Karadeniz’de seyrüsefer emniyeti) (TRT Haber, 2025). Fidan’ın Moskova’nın hemen ardından Kiev’e gitmesi ve bu yineleme Türkiye’nin iletişimci rolünü pekiştirmiştir. Ayrıca Türkiye, Ukrayna’nın toprak bütünlüğü ve egemenliğine desteğini 5 belirtmiştir. Hakan Fidan yeniden inşada Türkiye’nin rolüne dikkat çekmiş ayrıca Kırım Tatarları ve Gagauz Türklerinin haklarının güçlendirilmesine yönelik mesajlar da iletmiştir (TRT Haber, 2025). Burada tekrardan Türkiye’nin, Zartman’ın deyişiyle, saldırgan çıkarlarını görüyoruz. Türkiye’nin Ukrayna'nın yeniden inşasında rol alacağına dikkat çekmesi ve Kırım Tatarları ile Gagauz Türklerinin haklarını masaya getirmesi, savaş sonrasında bölgede kalıcı bir siyasi, ekonomik ve kültürel etki alanı (nüfuz) yaratma stratejisinin açık bir göstergesidir. Buna ek olarak Zartman, arabulucunun masadaki gücünün, tarafların çözüme duyduğu ihtiyaçtan ve arabulucunun masaya getirdiği ek kaynaklardan beslendiğini belirtir. Arabulucunun altı farklı kaldıraç gücünden biri "ödüllendirme/memnun etme", yani sonuca yeni kaynaklar veya menfaatler ekleme kapasitesidir (Zartman, 2008, s. 169-170). Fidan’ın yeniden inşa vurgusu Zartman’ın ek menfaatlerine tam olarak uymaktadır. Türkiye böylelikle Ukrayna’yı masaya çekebilmek ve barışın getireceği geleceği mevcut durumdan daha çekici kılarak bir "Cazip Fırsat/Çıkış Yolu" (Mutually Enticing Opportunity) yaratabilmek için, sadece siyasi bir antlaşma değil, savaş sonrası ekonomik kalkınma gibi anlaşmayı daha değerli hale getiren ek menfaatler sunmaktadır (Zartman, 2008, s. 169, 236-237). 

Şunu da söylemekte fayda var ki Rusya konusunda da olduğu gibi burada da Türkiye kabul edilebilirliğini güvence altına almaktadır. Zartman'a göre müzakereler, salt gücün çarpıştığı bir alan değil, aynı zamanda tarafların üzerinde uzlaşabileceği bir "adalet ilkesi" bulma arayışıdır. Türkiye'nin "Ukrayna'nın toprak bütünlüğü ve egemenliğine desteğini belirtmesi", Zartman'ın adalet türlerinden "öncelikli adalet" (priority justice) prensibine güçlü bir atıftır (Zartman, 2008, s. 68-71). Bir arabulucunun başarılı olabilmesi ve taraflarca kabul görmesi, onun tarafsızlık efsanesinden ziyade, taraflara istedikleri kabul edilebilir bir sonucu sağlama kapasitesine bağlıdır (Zartman, 2008, s. 162). Türkiye, Rusya ile de müzakere edebilen bir aktör olmasına rağmen, Ukrayna'nın en temel adalet ve varoluş prensibi olan "toprak bütünlüğünü" desteklediğini açıkça belirterek, Kiev nezdindeki arabuluculuk rolünü meşrulaştırmakta ve "kabul edilebilirliğini" güvence altına almaktadır. Zira Zartman'ın da vurguladığı gibi, uluslararası normlara ve devletlerin toprak bütünlüğü ilkesine uymayan bir barış anlaşmasını savunmak, uzun vadede uluslararası sisteme ve arabulucunun inandırıcılığına zarar verir (Zartman, 2008, s. 163). 

Fidan-Lavrov Telefon Görüşmesi

17 Mart 2026’da Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile telefon görüşmesi gerçekleştirmiştir. Görüşmede, Rusya-Ukrayna Savaşı’nın hızla sona erdirilmesi ve müzakere masasına dönülmesi için atılabilecek adımlar ele alınmış, Türkiye’nin görüşmelere ev sahipliği yapmaya hazır olduğu bir kez daha vurgulanmıştır. Enerji güvenliği konuları da görüşmede değerlendirilmiştir (Keskinkılıç, 2026). Bu görüşme de 27 Mayıs 2025’te Türkiye’nin Moskova’daki rolünü pekiştirmiştir. Bundan hareketle Türkiye’nin arabulucu rolünün Rusya-Ukrayna savaşında başından beri devam ettiğini söyleyebiliriz.

Sonuç

Bu çalışma, Türkiye’nin Rusya-Ukrayna Savaşı bağlamındaki arabuluculuk faaliyetlerini Zartman’ın kuramsal çerçevesi üzerinden değerlendirerek, bu girişimlerin yalnızca idealist barış arayışlarıyla değil, aynı zamanda güç, nüfuz ve çıkar maksimizasyonu hedefleriyle şekillendiğini ortaya koymuştur. Türkiye, savaşın başından itibaren üstlendiği diplomatik girişimlerle hem taraflar arasında iletişim kanallarını açık tutmuş hem de uluslararası sistemde kendisini vazgeçilmez bir arabulucu aktör olarak konumlandırmaya çalışmıştır.

Antalya Diplomasi Forumu ve İstanbul görüşmeleri gibi girişimler, Türkiye’nin Zartman’ın tanımladığı “iletişimci” rolü etkin biçimde üstlendiğini göstermektedir. Buna karşılık Tahıl Koridoru Anlaşması ve esir değişimi gibi somut çıktılar, bu rolün yalnızca sembolik değil, aynı zamanda sonuç üretme kapasitesine sahip olduğunu kanıtlamıştır. Bu durum, Türkiye’nin arabuluculuğunun taraflar nezdinde kabul edilebilirliğinin, tarafsızlıktan ziyade somut ve karşılıklı fayda üretebilme kapasitesine dayandığını doğrulamaktadır.

Öte yandan Türkiye’nin izlediği politika, Zartman’ın savunmacı ve saldırgan motivasyon ayrımıyla da örtüşmektedir. Bir yandan Karadeniz güvenliği, ekonomik istikrar ve göç risklerinin yönetilmesi gibi doğrudan ulusal çıkarlarını korumaya çalışan Türkiye, diğer yandan uluslararası prestij kazanma, yeniden inşa süreçlerinde yer alma ve bölgesel nüfuzunu artırma hedefleriyle proaktif bir strateji izlemektedir. Bu ikili motivasyon, Türkiye’nin arabuluculuk faaliyetlerinin pragmatik ve çok boyutlu niteliğini açıkça ortaya koymaktadır. 

Son olarak, Türkiye’nin 2025 ve 2026 yıllarındaki diplomatik temasları, arabuluculuk rolünün süreklilik arz ettiğini ve konjonktürel bir politika olmadığını göstermektedir. Ancak Zartman’ın vurguladığı “Karşılıklı Zarar Veren Çıkmaz” (Zartman, 2008, s. 232-233) koşulunun henüz tam anlamıyla oluşmaması, Türkiye’nin çabalarının kalıcı bir barışla sonuçlanmasını sınırlayan temel faktör olarak öne çıkmaktadır. Bu bağlamda Türkiye’nin arabuluculuk kapasitesi güçlü olmakla birlikte, nihai başarının büyük ölçüde çatışan tarafların stratejik hesaplarına bağlı olduğu sonucuna varılabilir. 

Kaynakça 

Anadolu Ajansı. (2025, 27 Mayıs). Dışişleri Bakanı Fidan, Moskova'da Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov ile bir araya geldi. Erişim Tarihi: 28 Mart 2026. https://www.aa.com.tr/tr/politika/disisleri-bakani-fidan-moskovada-rusya-disisleri-bak ani-lavrov-ile-bir-araya-geldi/3580676

Keskinkılıç, B. (2026, 17 Mart). Dışişleri Bakanı Fidan, Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov ile telefon görüşmesi yaptı. Anadolu Ajansı. Erişim Tarihi: 28 Mart 2026. https://www.aa.com.tr/tr/politika/disisleri-bakani-fidan-rusya-disisleri-bakani-lavrov-i le-telefon-gorusmesi-yapti/3868230

TRT Haber. (2025, 28 Mayıs). Bakan Fidan, Moskova'dan sonra yarın da Kiev'e gidiyor. Erişim Tarihi: 28 Mart 2026. https://www.trthaber.com/haber/gundem/bakan-fidan-moskovadan-sonra-yarin-da-kie ve-gidiyor-908685.html

Yumuşak, T. (2023). Türkiye’nin Rusya - Ukrayna Savaşı’ndaki arabuluculuk rolünün değerlendirilmesi. Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 25(1), 165–194.

Zartman, I. W. (2008). Negotiation and conflict management: Essays on theory and practice. Routledge.