Mukaddesatçılık: Soğuk Savaş Döneminde “Müslüman Türk” Kimliğinin İnşası


Köseoğlu T.

Siyasi İlimler Türk Derneği II. Ulusal Siyaset Bilimi Kongresi, Ankara, Türkiye, 7 - 08 Ekim 2023, ss.72, (Özet Bildiri)

  • Yayın Türü: Bildiri / Özet Bildiri
  • Basıldığı Şehir: Ankara
  • Basıldığı Ülke: Türkiye
  • Sayfa Sayıları: ss.72
  • Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Adresli: Evet

Özet

Bu çalışmada mukaddesatçılık, Türk milliyetçiliği, muhafazakar dindarlık ve ihyacı (revivalist) İslamcılığı uzlaştıran bir Soğuk Savaş ideolojisi olarak tanımlanmakta ve tarihsel-eleştirel bir incelemeye tabi tutulmaktadır. Çalışma, Necip Fazıl Kısakürek’in yazılarından yola çıkarak mukaddesatçılığın düşünsel ve duygusal bileşenlerini incelemektedir. Kısakürek, kavramın isim babası olmasının yanı sıra, kitleleri belagat ve hitabeti kuvvetli konuşmaları ve şiirleri üzerinden mukaddesatçı ideoloji etrafında seferber etme (mobilization) çabasıyla döneminin diğer muhafazakar aydınlarından ayrılmaktadır. Çalışma, Kısakürek'in mukaddesatçılığının, halk kitlelerini Batılılaşmış modernleşmeci seçkinler olarak tanımladığı siyasi elite karşı seferber etmek amacıyla, Müslümanlığı Türk modernleşme sürecinin sözde kurbanları olan halk kitlelerinin siyasi kimliği olarak yeniden inşa ettiğini öne sürmektedir. Osmanlı Devleti'nin yönetici ve kurumlarında vücut bulduğuna inanılan şanlı bir Türkİslam medeniyeti inancına dayanan mukaddesatçılık, iç ve dış düşmanların sözde İslami temellerini baltalamak suretiyle bu medeniyeti yok ettiğini ileri sürer. Mukaddesatçı anlatı, Türk modernleşmesi sürecinin geç Osmanlı ve erken Cumhuriyet dönemlerindeki aktörlerini, İslam temelli bir dünya imparatorluğunu “Batı medeniyeti” tarafından kabul edilmek için boş yere çabalayan seküler bir ulusdevlete dönüştürmekle suçlar. Buna göre Türk modernleşme tarihi, Müslüman Türk’ün ruhunu, kimliğini ve özgünlüğünü kaybetme tarihidir; bir yabancılaşma sürecidir. Müslüman Türk kimliğine yönelik bir ihanet şeklinde algılanan bu sürece karşı mukaddesatçılık, ekonomik ve teknolojik modernleşme reformları ve politikalarını toptan reddetmeden kutsal/mukaddes sayılan değerlerin, kurumların ve uygulamaların restorasyonunu savunur. Mukaddesatçılık, İslami ve milliyetçi hassasiyetlere sahip insanlar arasındaki güçsüzleştirilmişlik (disempowerment) ve yabancılaşma hislerini, Türk modernleşme sürecine karşı bir hınç (ressentiment) duygusuna kanalize etmektedir. Mukaddesatçılık, Türkiye'yi ve etnik Türkleri Müslüman dünyasının doğal liderleri olarak gören emperyal hırslarının yanı sıra, Türk ulusal kimliğini Müslümanlıkla özdeşleştirmesi ile milliyetçidir. Bu tabloyu karmaşıklaştıran, mukaddesatçılığın işbirlikçi muhafazakar ve ihyacı boyutlarıdır. Sosyal ve politik süreçler için yeni normlar ve ilkeler türetmek üzere Kuran ve sünnet gibi İslami bilgi kaynaklarına doğrudan başvurmayı reddeden İslam yorumunda muhafazakar olan mukaddesatçılık, daha çok yerleşik ortodoks Sünni doktrinlerine ve çoğu zaman sufi şeyhlerinin rehberliğine boyun eğer. Yine de halk kitlelerini seferber etme girişimi ve geleneğin restorasyonu adına da olsa mevcut uygulama ve kurumları pervasızca reddetmesi bakımından da ihyacı ve yenilikçidir. Mukaddesatçılık, gelenek ve kurumları korumaya yönelik klasik muhafazakar elitist tavrın aksine, mukaddesatçı nesiller yetiştirmeye yönelik rasyonalist, hatta modernist toplum mühendisliği projesinin yanı sıra mutlak pragmatizmiyle devrimci, yıkıcı bir siyaset biçimini temsil etmektedir. Mukaddesatçılık, Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki hükümetlerin dindar ve seküler yönelimli vatandaşlar arasındaki ayrıştırıcı kutuplaşmayı sürdürmeye çalışan mevcut popülist politikaların arkasındaki ideolojik/düşünsel altyapıyı oluşturmakta etkili olmaktadır.