Understanding Identity, Gender and Migration Through Family Photos in Cross-cultural Marriages


Creative Commons License

Özdamar Akarçay G.

Kültür ve İletişim, vol.24, no.47, pp.125-158, 2021 (Peer-Reviewed Journal)

  • Publication Type: Article / Article
  • Volume: 24 Issue: 47
  • Publication Date: 2021
  • Doi Number: 10.18691/kulturveiletisim.829071
  • Journal Name: Kültür ve İletişim
  • Journal Indexes: MLA - Modern Language Association Database, TR DİZİN (ULAKBİM)
  • Page Numbers: pp.125-158
  • Eskisehir Osmangazi University Affiliated: Yes

Abstract

This paper focuses on immigrant families with cross-cultural marriages living in the multicultural sphere of Toronto, how they build their families, and how the identities and communities they belong effect their relationships and gender roles. Cross-cultural marriage is one of the basic intercultural communication means, and it is defined as the marriage of two persons with different languages, religions, races or nationalities. The most important factors that determine cross-cultural marriages are the controversies caused by the different identities of the parties. The categories this paper presents are based on established otherness in terms of identities in Turkey, however, the variations in immigrant experiences are also implicated. This study is part of a research conducted in Toronto. Three families who have mixed marriages of Alevi-Sunni and Turkish-Kurdish, are selected from participant families in the context of identity, immigration, gender and communitarianism. Photo-elicitation interview is used as a research technique and, family photo-albums are used as data gathering means. It is interesting to trace what these photographs tell us today in terms of cross-culturality. Seeing the past through photographs at the present is a way of reproducing the past, and it also demonstrates how the past is interpreted and recalled in the present, as well. Throughout the research, the researcher observed the families, their reactions and recollections while going through the pages of their family albums. In Alevi-Sunni and Turkish-Kurdish mixed marriages, it is revealed that communitarianism, traditions and beliefs, political advocacy has an important role in the construction identity and gender roles. Even though participant families settled in a country that has been well known as a multicultural society, it is observed that families reproduce prejudices, beliefs and oppressions what they brought along from home country.

Makalede, Toronto’da yaşayan çapraz evlilik yapmış Türkiyeli göçmenlerin aileyi nasıl kurduklarına; ait oldukları kimliklerin ve cemaatlerin aile ve ilişki üzerine etkilerine ve toplumsal cinsiyet rollerine odaklanılmıştır. Kültürlerarası iletişimi tesis eden en temel ilişkilerinden biri olan çapraz evlilikler farklı dil, din, ırk ve ulustan bir araya gelmiş iki kişinin evliliğini anlatan bir kavramdır. Çapraz evliliklerinin en önemli belirleyicilerinden biri ise evlenenlerin kimliklerinden doğan karşıtlıklardır. Makalede kategoriler oluşturulurken Türkiye’de kimlik bağlamında yerleşmiş ötekilik temel alınmış, öte yandan Kanada deneyimi bağlamında göçmen olarak farklılıkları da unutulmamıştır. Toronto’da yapılan araştırmanın bir bölümünü oluşturan bu çalışmada, katılımcı aileler Alevi-Sünni ve Türk-Kürt evlilikleri yapmış 3 aileden seçilmiştir. Araştırmada fotografik uyarıma dayalı görüşme tekniği kullanılırken, aile fotoğraf albümleri görüşmelerde veri toplama aracı olarak kullanılmıştır. Geçmişe, şimdiden fotoğraflar aracılığıyla bakmak, geçmişi yeniden üretmek olduğu kadar, var olan geçmişin şimdide nasıl anlamlandırıldığını ve geçmişe dair unutulanların belleğe hangi gerçeklerle geri çağrıldığını gösterir. Bu nedenle araştırmada ailelerle birlikte fotoğraf albümlerine bakılmış, onların fotoğraflara verdikleri tepki ya da ilgi sorularla gözlemlenmeye çalışılmıştır. Çalışmada, Alevi- Sünni ve Türk-Kürt çapraz evliliklerinde cemaatçiliğin, gelenek ve inançların, siyasi savunuculuğun kimlik ve toplumsal cinsiyet rollerinin inşasında önemli bir role sahip olduğu ortaya çıkmıştır. Katılımcı aileler çok kültürlü toplum olarak bilinen bir ülkeye yerleşmiş olsalar da ailelerin kendi memleketlerinden getirdikleri önyargıları, inançları ve baskıları yeniden ürettikleri görülmektedir.