26. Ulusal Bölge Bilimi ve Bölge Planlama Kongresi, İzmir, Türkiye, 21 - 23 Mayıs 2026, (Özet Bildiri)
Türkiye’de
sanayi üretiminin uzun yıllar boyunca Marmara Havzası’nda yoğunlaşması,
başlangıçta ölçek ekonomileri, bilgi yayılımı ve tedarik zinciri entegrasyonu
gibi avantajlar üretmiş olsa da günümüzde bu mekânsal yığılma giderek artan
negatif dışsallıklar yaratmaktadır. Literatürde “aşırı aglomerasyon” olarak
tanımlanan bu süreç; yükselen arsa ve işgücü maliyetleri, çevresel baskılar,
lojistik tıkanıklıklar ve kırılgan tedarik ağları yoluyla sanayi sisteminin
verimliliğini sınırlandırmaktadır. Özellikle beklenen büyük İstanbul depremi
gibi yüksek etkili-düşük olasılıklı riskler, sanayi üretiminin mekânsal
çeşitlendirilmesini yalnızca bir kalkınma tercihi olmaktan çıkararak
makroekonomik ve stratejik bir zorunluluk haline getirmiştir.
Bu çalışma,
16 Ocak 2026 tarihli Resmî Gazete’de ilan edilen “Mega Endüstri Bölgeleri
Master Planı” kapsamında belirlenen 13 ilin, Türkiye’nin bölgesel kalkınma
dinamikleri içindeki konumunu ve bu illerin seçilme kriterlerinin iktisadi
rasyonelliğini veri temelli bir çerçevede analiz etmeyi amaçlamaktadır.
Araştırma, mekânsal üretim organizasyonuna ilişkin kararların yalnızca siyasi
ya da idari tercihlerle değil, ölçülebilir sosyo-ekonomik göstergeler üzerinden
değerlendirilmesi gerektiği varsayımına dayanmaktadır.
Yöntemsel
olarak çalışmada, seçilen 13 il; kişi başına düşen GSYH, işsizlik oranı, sanayi
elektrik tüketimi, net göç hızı ve nüfus yoğunluğu gibi bölgesel kalkınmayı
temsil eden temel göstergeler aracılığıyla, Türkiye’deki illeri kapsayan bir
Z-skoru normalizasyonuna tabi tutulmuştur. Bu yaklaşım, her bir ilin Türkiye
ortalamasına göre göreli konumunu ve sapma yönünü ortaya koyarak, yer seçimi
kararlarının altında yatan yapısal mantığın analiz edilmesini mümkün
kılmaktadır.
Bulgular,
Mega Endüstri Bölgeleri planının homojen bir kalkınma hedefinden ziyade,
fonksiyonel bir mekânsal iş bölümünü esas aldığını göstermektedir. Türkiye
ortalamasına yakın sosyo-ekonomik profilleriyle öne çıkan iller, düşük uyum
maliyetleri nedeniyle “dengeleyici genişleme alanları” olarak konumlanırken;
görece geri kalmış illerin seçimi, bölgesel yakınsama ve merkez-çevre
ilişkilerinin yeniden yapılandırılması hedefiyle örtüşmektedir. Lojistik
göstergeleri güçlü illerin ise ulusal ve uluslararası ulaşım koridorlarına
entegrasyon potansiyeli taşıdığı gözlenmektedir.
Sonuç olarak çalışma, sanayinin Marmara dışına yönlendirilmesine ilişkin mekânsal stratejinin teorik ve ampirik açıdan oturtulduğu zemini açıklamaktadır. Bununla birlikte, bu yeni büyüme kutuplarının kalıcı başarı sağlayabilmesi; yerel işgücü piyasalarının niteliği, enerji ve lojistik altyapısının sürekliliği ve bölgesel yönetişim kapasitesinin güçlendirilmesine bağlıdır.